PiVOLKA İçindekiler

 

Caz, Kahve ve Varoluşçuluk
D. Kökdemir
[PDF]

Hastalıkta, Sağlıkta Birbirimizi Aldatana Denk: Romantik İlişkilerde Sadakatsizlik Üzerine Bir İnceleme
K. Özkul
[PDF]

Psikanalizi Yeniden Düşünmeliyiz 
A. Evran
[PDF]

Beynin Bir Çalışma Prensibi Olarak Çaprazlama
S. Akhanlı

[PDF]

Hayatta Kalma Bellek Avantajına İlişkin Nedensel Açıklamalar
F. Sayar
[PDF]

PiVOLKA 26

Yıl: 8, Sayı: 26, Ocak 2018, ISSN: 2587-022X

Editörden... | Bahar Bahtiyar Saygan

PiVOLKA 25Ünlü Amerikan Tasarımcı Lily Pulitzer “Mutlu olmanın modası asla geçmez.” demiş. Pulitzer’ın bu sözü ederken tarihi, felsefeyi veya psikolojiyi göz önüne alıp almadığı tartışılır olsa da, kendisi son derece haklıydı. İnsan, varolduğundan bu yana mutluluk arayışını sürdürmüş, bu uğurda mutsuzlukla verdiği çetrefilli savaşta bazen kazanırken bazen kaybetmiştir. Felsefe tarihine kısaca baktığımızda Sokrates (MÖ 469 - 399), erdemli yaşamın bizi mutluluğa götürecek tek yol olduğunu savunurken; Epikür (MÖ 341 - 270) ise para ile satın alınan değerlerin mutluluk getirmeyeceğini belirtmiştir. Düşünür Nietzsche ise, “Olduğumuz ve olmak istediğimiz arasındaki uçurumdan ötürü acı ve zorluk çekiyoruz.” diyerek, otantik benliğimiz ile mutlu olmanın gerekliliğini vurgulamıştır. Hümanistik psikolojinin kurucusu Carl Rogers ise iyi yaşamın bir yön olduğundan; olmaktan veya varmaktan çok, bir süreç olduğundan bahsetmektedir. Harvard Üniversitesi profesörlerinden Tal Ben - Shahar ise bir dersinde şöyle der; “Mutluluk, para veya prestij yerine, hayatlarımızı ölçtüğümüz nihai para birimi olmalı.”

Mutlu olma çabası herkes için farklı işleyen bir süreç olmuştur, ki mutluluğun tanımı konusunda dahi yüzyıllardır ortak bir noktada buluşulamamıştır. Her bireyin yolculuğu kendine has ve biricik olsa dahi, belki de en merkeze alınabilecek ortak noktalardan biri; kendimize, başkalarına veya hayata dair “beklenti”lerdir. Yersiz veya zamansız her bir beklenti, kaçınılmaz şekilde karşılıklı mutsuzluğa sebep olacaktır.

İletişimin bambaşka bir hal aldığı, kurduğumuz iletişimlerin gerçekliğinin sorgulandığı şu günlerde, her konuda olduğu gibi mutluluğa atfettiğimiz “varsayımlar” da artmıştır. Bu artan varsayımlar, yeni ve karmaşık iletişim modelleri ile bileştiğinde ise bizleri beklentilerin içinde kayboluşa sürüklemektedir. Ancak şu bilinmelidir ki, Filozof Marcus Aurelius’un da dediği gibi, “Bütün evren bir değişimdir ve yaşam, onu nasıl varsayıyorsanız öyledir.”

Mutluluğa bilimin ışığı altında uzun bir süredir yaklaşılıyor ve bilimin ışığına olan ihtiyacımız her geçen gün artıyor. Bir ışık huzmesi de olsa PiVOLKA’yla eklemek için bu sayıda sizleri; beynin çalışma prensiplerinden, belleğin işlevselliğine, ihanetten, psikanalitik değerlendirmelere ve varoluşçuluk üzerine fonda caz ve kahve kokusuyla derinlemesine düşünmeye davet ediyoruz.

Keyifli okumalar...