Cuma akşamını Cumartesine bağlayan gece (23 Kasım 2002) ATV'de Ceviz Kabuğu programında, Kur'an-ı Kerim'in Şifresi kitabı yeniden konu oldu. Programda bir ilahiyat profesörü, bir matematik profesörü ve bir de diğer şifreci (19 sayısı uzmanı) Edip Yüksel vardı. Ben programı seyrederken, eski öğrencilerimden ve yeni çalışma arkadaşlarımdan Taylan Demirkaya beni aradı, kızgın bir şekilde "Doğan Hocam, seyrediyor musunuz? Çıldırmak üzereyim. Şifreye karşı çıkanlar şifrecilerden daha beter" dedi. Tabii seyrediyordum da, henüz kızmamıştım ;) Galiba artık o kadar çok alıştım ki, duygusal tepki verme becerimi kaybetmeye başladım.
Matematik ve Bilim
Bütün program değerlendirildiğinde sevgili Taylan'ın sinirlenmekte ne kadar da haklı olduğu ortaya çıktı. Ömer Çelakıl'ın iddialarını eleştirmek ve halkı bu konuda bilgilendirmek amacıyla yapılan programda, tek tutarlı, anlaşılır ve rasyonel eleştirileri yönelten bir başka şifreci olan Edip Yüksel oldu. Hakikaten, bizim yaklaşık 10-15 gün önce derslerde yöntem ve olasılık açısından yönelttiğimiz ve tartıştığımız hemen hemen bütün açıkları tek tek sıraladı. Boğaziçi Üniversitesi, Matematik bölümü öğretim üyesi olan matematikçi konuk ise (ismini unuttum) hemen hemen hiç bir şey söylemedi. Hazırlıklı gelmediği o kadar açıktı ki, özellikle Edip Yüksel Kur'an'da asıl şifrenin 19 olduğunu, pek çok şeye baktığımızda 19 ve katlarını gördüğümüzü...vs anlatırken ben ve sanırım benim gibi pek çok insan meraklı gözlerle matematik profesörüne baktı, belki bir şeyler der diye. Ancak, bütün program boyunca söylediği tek şey, Kur'an-ı Kerim'in Şifresi kitabının amacının yeni bir din/tarikat yaymak olduğu anlamına gelen bir komplo teorisi oldu. Bir matematikçi komplo teorileri üretmek dışında eleştirecek bir şey bulamadı mı diye düşünüyorum, düşünüyorum da bu düşünceme bir cevap bulabilmiş değilim.
İlahiyat ve Bilim
Diyanet İşleri eski başkanı olan ilahiyat profesörümüz aslında çok önemli şeyler söylemeye çalıştı. Aslında bunları kuvvetli bir şekilde söylemeyi becerebilseydi, ya da kanıtlama yoluna gitseydi programın da düğümü çözülürdü. Çünkü, şifrecilerin kullandığı ayetlerin aslında onların söylediği gibi olmadığını iletti. Örneğin, Edip Yüksel Besmele'nin 19 harften oluştuğunu söyledi ve tahtaya yazdı ancak ilahiyat profesörümüz bunun yanlış olduğunu söyledi. Söyledi ama göstermedi. Gerçekten 19 harf mi, yoksa Edip Yüksel yanlış bilgi mi veriyor bunu şu anda ben bilmiyorum. Çünkü, iddiaları eleştirmek yerine ilahiyatçımızın tercihi, ara sıra programa küsüp oradan ayrılmak oldu. Açıklama yapmak yerine kavga etmeyi, küsmeyi tercih etmek benim anlayabileceğim bir şey değil. Üstelik tehlikeli de, çünkü şifre şarlantanlarına inananlar ya da bu konuda arada kalanlar "bak işte adam cevap veremeyince kaçmaya çalışıyor" deme şansını buldular.
Ya Zekeriya Beyaz'a ne demeli, sürekli bağırdığı için çok bir şey anlamadım ama Hulki Cevizoğlu çok anlamlı bir soru sordu ona: "Okudunuz ve ondan sonra yanlış olduğunu mu söylediniz?". Beyaz ne dese beğenirsiniz, "hayır okumadım, okumama gerek yok, bunlar yalan, dolan ....". Muhteşem bir bilimsel yaklaşım değil mi?
Bilim ve Sahte Bilim
Cuma akşamı yayınlanan programda benim gördüğüm şu oldu: Bilim, bilimciler yüzünden, her zaman sahte bilimler karşısında kaybetmeye mahkum. Bilimin, bilimsel yöntemin, eleştirel düşünmenin ve bir toplam olarak bilginin ünvanlardan bağımsız olarak varolduğunu kabul etmediğimiz sürece, şarlatanların karşına çıkardığımız tepkisiz ya da kızgın bilim insanları, şarlatanlara ve onların iddialarına değil bilimin kendisine zarar verecekler. Daha önce de defalarca yazdığım gibi, Çelakıl, bilimsel yöntemin kullanılmamasına ya da yanlış kullanılmasına vereceğimiz tek örnek değil. Tevrat'ta Watergate skandalının yazdığını söyleyen şifrecilerle (tabii neden kutsal bir kitapta Watergate skandalı olsun; ya da neden Monica olayı yok bilmiyorum), Aykut Barka'nın kendi ölümünü tahmin ettiğini söyleyen astrologlar (Yasemin Boran, Hürriyet, 3 şubat 2002), el yazısına bakarak kişilik okuyanlar (Radikal, 2 Aralık 2001, s.3) arasında çok farklılık yok. Bunlarla mücadele bilimsel jargonla değil açık ve yalın bir şekilde sunulmuş bilimsel yöntem bilgisiyle sağlanabilir.
Programda, matematik profesörünün sessiz kalmasının belki de bir nedeni olayı sadece matematiksel kanıtlar üzerinden düşünmesiydi. Ancak, asıl sorun matematikte ya da olasılıkta değil ki; asıl sorun yöntembilimde (metodoloji). Şifrecilerin, astrologların, UFOcuların ve daha pek çok sahte bilimcinin söylediklerini matematiksel olarak sınamanıza gerek yok, oraya ulaşamıyorlar bile. Yöntemleri, bırakın bilimsel olmayı, tutarlı bile değil. Bilimsel yalınlık, test edilebilirlik, şans ve olasılık, bilimsel nesnellik ve yanlışlamacılık gibi kavramlar olmadan ne sahte bilimleri ne de bilimin kendisini sorgulama şansımız yok. Genel olarak matematikçilerin (tabii ki hepsi değil) ve ilahiyatçıların (hemen hepsi) fark edemedikleri bu. Şifre eleştirileri üzerine yoğunlaşan programların, bilim insanların ve sokaktaki insanın da genel yanılgısı bu olayın sadece ve sadece Kur'an-ı Kerim'in şifresi ile sınırlı olması. Tabii ki gerçek bu değil, sahte bilimlere inanç, şifre, astrolji, fal, büyü, parapsikoloji..... gibi alanların hepsinde ortak ve bunlardan bahsederken ortak yanılgıların üzerine gitmemiz lazım. Şifre bir yalandır dedikten sonra karşımızdaki kişinin burcunun ne olduğunu sorarsak bir arpa boyu yol gidemeyiz.
İlgilenenlere Kaynaklar:
1. Batuhan, H. (1985). Bilim ve şarlatanlık. İstanbul: Yapı Kredi. 2. Bruce, C. (2001). Matematik ve olasılık hikayeleri. Istanbul: Güncel. 3. Kökdemir, D. (1999). Üniversitede bir eleştirel düşünme yöntemi. Cumhuriyet Bilim Teknik, 632, 4-5. 4. Kökdemir, D. (2000). Düşünmeden internet. AD.net, Mart, 68-69. 5. Kökdemir, D. (2000). Deniz yıldızlarını kurtarmaya çalışanların öyküsü: Eleştirel ve yaratıcı düşünme. XI. Ulusal Psikoloji Kongresi, 19-22 Eylül, Ege Üniversitesi, İzmir. 6. Kökdemir, D. (2001). Bana el yazını göster, sana kim olduğunu söyleyeyim. Cumhuriyet Bilim Teknik, 770, 6. 7. Paulos, J.A. (1998). Herkes için matematik. Istanbul: Beyaz. 8. Popper, K.R. (1935/1986). Bilimsel araştırmanın mantığı. Istanbul: Yapı Kredi Yayınları. Bu yazıya 5 Ocak 2003 tarihinde Edip Yüksel bir cavap göndermiştir. Cevabı okumak için lütfen burayı seçiniz. 25 Kasım 2002 |