Eleştirel - Yaratıcı Düşünme ve Davranış Araştırmaları Laboratuvarı
Eleştirel - Yaratıcı Düşünme ve Davranış Araştırmaları Laboratuvarı
ELYADAL Menü Bar
 

Ayaklar AB'ye, Kafamız Nereye?

Doğan Kökdemir
kokdemir@baskent.edu.tr
ELYADAL

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmek için dikkate değer bir uğraş verdiği oldukça açık. Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye getireceği olumlu ya da olumsuz yapısal değişiklikler, insanlarımızın hayatına etkileri, ekonomiye yönelik uygulamalar, uluslararası ilişkilere yönelik yaptırımlar, gündemi çok uzun süredir meşgul ediyor, bundan sonra da meşgul edecek ve etmelidir de. Bu yazının amacı ve konusu Avrupa Birliği ile ilişkilerde satır aralarında bizleri ne gibi tuzakların beklediği ya da Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne girdiğinde (eğer girerse) elde edeceği kazançlar değil. Aksine bu yazı, gözümüzün tam önünde, satırların tam üzerinde meydana gelen olayların ve yaklaşımların “çağdaşlaşma” ya da “uygarlaşma” yolunda gitmeye çalışan bir ülkenin genel zihinsel süreçlerini anlamaya yönelik bir paylaşım olarak algılanmalıdır.

Balet Tan Sağtürk’ün “eşcinsel futbolcular tanıyorum” açıklamasıyla başlayan ve neredeyse bir infial halini alan “eşcinsel futbolcu olur mu?” tartışmalarının acaba Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri açısından bir önemi var mı? Olaya ve açıklamalara ilk baktığımızda gördüğümüz fazlasıyla net. “Hayır, bu tartışmaların AB ile ne ilgisi var?” Çünkü burada söz konusu olan bir kişinin cinsel davranış örüntülerinin farklı meslek gruplarında görünebileceğini, A ya da B mesleğindeki kişilerin cinsel davranışları hakkında sadece yaptıkları işe bakarak söz söyleme şansımızın (aslına bakarsanız haddimizin de) olmadığı gerçeğidir. “Normal” şartlar altında bu tür bir açıklamanın bırakın infiale yol açmasını, tartışmalara bile konu olmaması gerekir. Sanırım pek çok kişi de bu beklentiye sahip olduğu için Tan Sağtürk’ün açıklamasından sonra ortaya çıkanları acı bir gülümsemeyle izlemek zorunda kaldı. Sanata yönelimin oldukça düşük seviyelerde seyrettiği Türkiye Cumhuriyeti’nde, Tan Sağtürk’ün “baletlerin çoğu eşcinsel” önkabulüne bir tepki olarak kurduğu cümleler maalesef yine kendisine bir silah olarak döndü.

Bazı haber kanalları (örneğin Habertürk) tartışmayı “Kim bu gay futbolcular?” başlığı ile verdi. Ardından Profesyonel Futbolcular Derneği Başkanı Turgay Şeren, ''Tan Sağtürk, bu futbolcuların kimler olduklarını açıklasın. Çirkin yalanlarıyla spor kamuoyunu şüphelere düşürmesin'' diye buyurdu. Şeren, aynı zamanda Tan Sağtürk ile “adalet önünde hesaplaşacaklarını” da sözlerine eklemeyi unutmadı. Sıradan, kendi halinde, hayatını devam ettiren bir insan neden başka bir kişinin cinsel yaşantısını bu kadar merak eder ya da kendisinden farklı bir davranış örüntüsü olan kişilerin isimlerinin açıklanmasını ister? Futbolcuların ya da herhangi bir meslekteki insanlar arasında kimlerin, özel yaşam alanlarında neler yaptıkları neden bizi bu kadar ilgilendiriyor? Turgay Şeren, neden – eğer varsa – hangi futbolcuların eşcinsel olduğunu bu kadar çok merak ediyor? Bu soruların önemli bir nedeninin kendini koruma duygusu olduğunu anlamak çok zor değil. Çünkü haberlerin kamuoyunu meşgul etmeye başlamasıyla birlikte bazı futbolcular, kendilerini“Açıkla, bizi töhmet altında bırakma” demek zorunda hissettiler ve aslına bakarsanız aradıkları yardımı da başka bir kişiden, eski bir futbolcu olan Tanju Çolak’dan aldılar. Tanju Çolak, “bütün futbolcu arkadaşlarıma güveniyorum” diyerek herkesin yüreğine su serpti. Tabii burada oldukça ilginç olan bir nokta var; eşcinsel olmadıklarını söyleyen ancak töhmet altında kalmaktan bu kadar korkan insanlar, sırf kendilerini kurtarmak ya da daha rahat ettirmek için gerçekten eşcinsel olan futbolcuların isimlerinin açıklanmasını cesurca isteyebiliyorlar. Birileri kalkıp bu cesur isteği yerine getirmeye kalksa ve bir takım isimler açıklama hatasına düşse; sırf diğer insanlardan farklı olduğu, farklı hissettiği için, o futbolcunun karşılacağı ayrımcılık ve yaşayacağı travma kimsenin umurunda değil. Tan Sağtürk’e tepki vermek amacıyla sık sık kendilerinin ne kadar “delikanlı” olduğunu iddia eden futbolcular, acaba herhangi bir arkadaşları kendilerinden farklı bir davranışa sahip olduğu ortaya çıktığında aynı “delikanlılığı” gösterirler mi yoksa beklenildiği gibi en kısa yoldan uzaklaşmayı mı tercih ederler? İstanbulspor’un başarılı futbolcularından Ahmet Dursun’un “Tan Sağtürk'e sormak lazım, homoseksüellik futbolculara mı yakışır, baletlere mi?”sözleri aslında bu sorunun cevabının ne olduğunu açıklamaya yetmiyor mu?

Herhangi bir meslekteki insanların tamamının aynı davranış özelliklerine sahip olduğunu iddia etmek ve tamamen aynı duygularla ve düşüncelerle donatıldıklarına inanmak kadar gerçek dışı bir kavrayış olamaz. Her insan bir diğerinden pek çok konuda farklılık gösterir ve bu kötü bir şey de değildir; bizim insan olarak yapmamız gereken farklı duygu, düşünce ve davranışlara tolerans gösterebilmemizdir. Yazının başındaki Avrupa Birliği örneğine uyarak şunu söylememiz çok yanlış olmayacaktır sanırım: İster Avrupa Birliği olsun ister başka bir uluslararası örgütlenme, nerede olursak olalım diğer insanlarla bilikte olacağız ve maalesef her zaman bir takım farklılıklar olacaktır. Cinsel davranış, dini inanç, politik görüş ve yaşam değerleri ile ilgili farklılıkların olmadığını varsayarsak ve olan farklılıkları da küçümseme ya da ortadan kaldırma gibi yolu seçersek, eninde sonunda bu dünya üzerinde tek başımıza kalırız. Çünkü başkalarıyla kendi aramızda ne kadar çok benzerlik olduğunu iddia edersek edelim, dünya üzerinde bizim gibi olan tek kişi yine biziz. Bütün bu kargaşada aklı başında konuşan çok az kişiden birisi Galatasaray’lı futbolcu Ümit Karan’ın sözleri, “delikanlı” geçinen arkadaşlarına iyi bir ders gibi: “Futbolcular arasında homoseksüel de varsa, o kişinin kendi cinsel tercihidir. Buna kimse karışamaz.

Bütün bu tartışmalar henüz sıcaklığını kaybetmeden Beşiktaş – Fenerbahçe maçında Emre Aşık’ın rakip oyuncuya (Nobre) yaptığı “cinsel taciz”e tanık olduk. Her ne kadar Emre Aşık bunu “refleks” olarak nitelendirse de, futbol seyircilerinin hiç değilse çoğunluğu neyin refleks, neyin bilinçli eylem olduğunu bilecek kadar akıllı ve sağduyu sahibi. “Biz eşcinsel değiliz” diye bağırmak gereği hissedenlerin, saha içindeki bu gibi davranışları nasıl kategorize edeceklerini merakla bekliyoruz.
 

Bu yazı Radikal İki'de yayınlanmıştır. Kaynak göstermek için:

Kökdemir, D. (7 Kasım 2004). Ayaklarımız AB'ye, kafamız nereye. Radikal İki, 422, 8.


23 Ekim 2003'den itibaren farklı (unique) ziyaretçi sayısı:
© 2003 - 2008, Son Güncelleme: 01-01-2008
Eleştirel - Yaratıcı Düşünme ve Davranış Araştırmaları Laboratuvarı
Başkent Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Bağlıca Kampüsü, Ankara
Tel: 0312 - 2341010 / 1674 / 1721 / 1726
Faks: 0312 - 2341043 e-posta: info@elyadal.org
- Site Haritası -